www.alemsanal.com | Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |

©Alem Sanal, Sanal Alemin Gerçek Ortamı
22 Kasım 2008, 03:14:38 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

©Reklam vermek için buraya tıklayınız.

ÖNEMLİ: Transporter 3 - DivX - 2008 (Türkiye'de İlk Defa ©AlemSanaL'da..) Gelişmiş Arama
   Ana Sayfa   Yardım Ara ©AS İLETİŞİM Giriş Yap Kayıt  

Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Canakkale savasi...  (Okunma Sayısı 980 defa)
0 Üye Sayısı ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
adını sen koy
Bin kere cekip gitsen yüregimden, dönüp hep geri gelebilirsin...
©AS MODERATÖR
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 6.335


Sus ve git sevgili,Sevdanın hası suskun olanıdır,S


« Yanıtla #10 : 18 Mart 2008, 00:40:17 »

Büyütmek İçin Tıklayın
Logged

Bazen susmak gerekiyormuş,bazen bomboş bakmak gerekiyormuş hayatın yalanlarına;
anlamaya çalışmak saçmalık..anlamadan yaşamak gerekiyormuş,
zaman degilmiş gideni getiren;aslında zamanmış varolanı götüren,
Ama bazen unutmak gerekiyormuş unutulma pahasına…
i´ve loved but i´ve no lover...sevmisim ama sevenim yok...
adını sen koy
Bin kere cekip gitsen yüregimden, dönüp hep geri gelebilirsin...
©AS MODERATÖR
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 6.335


Sus ve git sevgili,Sevdanın hası suskun olanıdır,S


« Yanıtla #11 : 18 Mart 2008, 00:46:38 »

Türk Anası Ne Düşünüyor?



�... Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki: Hüseyin... Dayın Şıbka�da, baban Dömeke�de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale�de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şıbka�ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.�

(Oğlu Asker Hüseyin'i teşyî' ederken [uğurlarken])

Sonbaharın aysız gecelerinden biriydi. Bulutlar birbiri üzerine yığılmış, hava toprakla bu bulutlar arasında sıkışmış, ağırlaşmış göğüs darlığı çeken insanlar gibi sıcak dalgalarıyla teneffüsü boğucu bir tazyik altına almıştı. Karanlık o kadar yoğun idi ki sakin yıldızlı geceler bu korkunç karanlığa nispetle adeta gündüz sayılabilirdi. Yağmur bardaktan boşanırcasına dökülüyor, şimşekler, gökleri yere indirecek gibi yıkıyor, parçalıyor, güya cenge koşan askerleri top ve bomba bombardımanlarına alıştırmak istiyormuş gibi kulakların zarını patlatacak derecede kesilmeksizin devam ediyor, yıldırımlar birbirine rekabet edercesine zikzaklı ve ateşli hatlar çizerek tesadüf ettiği tabii ve sınaî her tabyayı tahrib ve ihrakta olanca şiddetiyle çalışıyordu. Tabiatın kıyametten bir numûne olan bu dehşetli hengamesi arasında beşerin kudret ve azmine delil olacak bir askeri faaliyet, bütün intizamıyla, bütün sakinliği ve ihtişamıyla devam ediyor; harekâtına zerre kadar halel getirmeden bir dakikasını bile kaçırmıyordu.

Bilecik İstasyonu�nda bir askerî tren harekete âmâde idi, lokomotif istim hazinelerinde fazla geleni keskin bir hışırtıyla semâya savuruyordu, otuz iki vagon birbirine yapışmış, şanlı yolcularını taklid edercesine dizilmişti.

İkinci kampana çalınmış olmalı ki vagonlara inen binen yok. Fakat askerî trenlerin ikinci kampanalarıyla üçüncü kampanaları arasında epeyce zaman geçtiğini biliriz. Sivil yolcu trenlerinin ân-ı hareketini ihtar eden kondüktörlerin �Tamam, tamam� nidaları askerî bir trenin harekete hazır olduğunu itham edemez. O sağdan saydıran, mevcudun adedini anlatan başka bir usule, başka bir �tamam�a tâbi olduğundan askerî memurlar bütün mevcudiyetleriyle çalışıyorlar, vazifelerini ikmâle uğraşıyorlardı.
Trenin tam karşısında ve kapısı açık kırk beşlik bir vagonun hizasında bir karaltı vardı, oraya mıhlanmış duruyordu. Abdulkadir Kemal bu karaltının ne olduğunu anlamak istemişti, evvela nöbetçidir diye hükmetti. Hakikatte bu bir evlâd-ı vatan bekleyen şefkatli bir anneydi.

Yanına yaklaştığı vakit, vücudu manevi kederlerin büktüğü bellerin rükû şeklini andırır bir şekilde biraz önüne doğru eğilmişti. Elinde bir değnekcik sırtında bağlı bir torba vardı. Karaltı, kendisinin sessiz lisanına ve inleyen kalbine tercüman olan mukaddes bir maksadla canlı bir abide gibi orada kakılmış kalmış bir Türk anasıydı. Yıldırımların salıverdiği kuvvetli projektörlerin aydınlığı sararmış, çizgili çehresini gösterdi. Başındaki örtü ıslanmış, çenesine, şakaklarına akçıl saçlarına yapışmıştı. Şimşek çaktığı her kısa zaman aralığında gözleri vagona yöneliyordu.

Abdulkadir yaklaştı:

- Valide burada ne duruyorsun? Sualiyle aşağıdaki konuşma başladı:

- Şimendiferde asker oğlum var; onu geçirmeye, selametlemeye geldim.

- Oğlun kimdir, nerelidir?

- Söğüt�ün Akgünlü köyünden, Osmancığın ana yatağından Mahmud oğlu Hüseyin...

- Çağırayım mı, görmek istiyor musun?

- Ona bir sözüm var, söyleyecektim. Zahmet olmazsa, sana duâ ederim.

Abdulkadir vagona koştu. Bir künye okudu. Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Bir ses:

- Efendim. Benim Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt. Akgünlü�den.

- Gel oğlum, seni anan görmek istiyor.

Delikanlı vagondan atladı. Şimşeğin ışığı altında seçilebilen levendine bir vücud, filiz gibi bir boy, Hüseyin Polat, müheykel gibi hazır ol vaziyetinde sağ el selam ve ihtiram mevkiinde Abdulkadir�in karşısında emre âmâde idi. Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular. Hüseyin anasının elini öptü. Zavallı valide ciğerparesini bir daha kokladı. Dedi ki:

- Hüseyin... Dayın Şıbka�da, baban Dömeke�de ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale�de yatıyorlar. Bak son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse, sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun Şibka�ya uğrarsa dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin.� dedi.

Hüseyin bu sözleri kalbinin en derin ahd ve vefa yerine gömdüğünü îma eden bir saygı ile dinlemişti. Anasını ve Abdulkadir�i selamladı, gitti. Abdulkadir, bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmıştı, sordu:

- Valide demek ki sizin soyun erkekleri hep şehit oldular öyle mi?

- Yalnız bizim soy değil, oğul. Elli yıldır köylü, mezarlığa delikanlı gömemedi. Din dursun da; ko biz hep ölelim.

- Şimdi köyünüzde hiç erkek yok mu?

- Köyümüz bütün erkek dolu.

Bizi beğenemediniz mi, hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelden nasılsak yine öyleyiz, bağrımıza kara taş bağladık düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Yaradanım bana o günü göstermeden canımı almasın dedi. Abdulkadir bu ulu validenin karşısında donmuş kalmıştı. Dayanamadı, gözlerinden iki iftihar damlası salıverdi ve bir îman ve kanaatle şu sözleri söyleyerek ayrıldı:

Milleti doğuran da ana, yaşatan da. Türk anası hâlâ oradaydı, trenin hareketini bekliyordu.

Çanakkale Kahramanları



Bir zabitin müşahedâtından;
Aylardan beri devam eden siper hayatı, aylardan beri kulaklarımızı dolduran top ve humbara tarrakaları artık bizim için bir itiyad hükmüne girmişti. Düşman mermileri devam eden uğultularla tepelerimizden aştıkça biz gülüyor ve eğleniyorduk. Bütün düşüncelerimiz düşmana fazla telefât verdirmek için tedbirler, çareler aramaktı. Düşmana ekseriya hile ile ansızın baskınlar icra ediyorduk. Bir gün yüzyirmi yedinci alaydan Mülâzım-ı sâni Çerkeşli İsmail Efendi düşman siperlerine kadar ilerlemiş, tepelediği bir düşman neferinden elbisesini almış, palaskasını kuşanmış, siperler içinde dolaşarak düşmanın kuvvetine, ahvâl ve meziyetine dair malumat almak cesaretini göstermişti. İsmail Efendi�nin bu emsalsiz soğukkanlılığı fikir sukuneti ve daha doğrusu hayatı hafife alma hususundaki gayreti bütün silah arkadaşlarının takdirini celb eylemişti.

Çanakkale�de yaşananlar �hurafe� değil destandır

Ailem�de geçen yıl Çanakkale ile ilgili hazırladığımız dosyada, niçin her yıl 18 Mart günleri Türkiye�nin dört bir yanında mevlid merasimleri yapılmadığını sormuştuk. Edirne�den Ardahan�a, Hakkari�den Muğla�ya kadar Çanakkale�de her aileden en az bir şehit varken bu insanların bu tarihe �Sevgililer Günü� ya da �Cadılar Bayramı� kadar önem vermemesindeki garipliği sorgulamıştık. Aradan geçen zamanda ne resmi ne de sivil cenahta olumlu bir gelişme yaşanmadı. Sadece Çanakkale�de şehit olanlar için değil, İstiklal Harbi şehit ve gazilerimizle birlikte niçin Filistin�de, Yemen�de, Galiçya�da, ve özellikle Kafkaslarda ölen kahraman ecdadımız için her camide aynı saatlerde hatimler indirip, sevabını onların muazzez ruhlarına neden hediye etmeyi düşünmüyoruz diye sormuştuk. Diyanet İşleri Başkanlığı�mıza ve sivil toplum kuruluşlarına bu noktada büyük görevler düştüğünü hatırlatmıştık. Ancak geçen yaz ilginç bir polemik yaşandı. Şehitlikleri ziyaret eden insanlar rencide edildi. Aralarında tesettürlü hanımların da bulunduğu insanımızın dedelerinin kabrini ziyaret edip Kur�an okumaları �Şehitliğe irtica/hurafe turizmi� gibi garip başlıklarla yansıtıldı. Geçtiğimiz yıl, �Her yıl 25 Nisan günü dünyanın öbür ucundan gelerek Şafak Duası yapan Anzaklar�ın torunları kadar olamaz mıyız?� diyorduk. Demek ki, artık oralara gitmek için de en az şehit dedelerimiz kadar �cesur� olmamız gerekecek...

Çanakkale�den Çıkartılacak Dersler



18 Mart�ta kutlanan zafer Deniz Savaşları�nda elde edilen ve tarihin o güne kadar görmediği muhteşem bir zaferdir. Dönemin �süper� devletleri Çanakkale önünde pes ederek geri çekilmiştir.

�Çanakkale Geçilmez� destanı sırasında eli silah tutan bütün vatan evlatları görev almıştır. Kürdü, Çerkezi, Lazı, Arnavut�u, Arap�ı, Boşnak�ı, Gürcü�sü ile toplam 250 bine yakın askerimiz İslam�ın son ve asil bayrağını düşürmemek için şehit düşmüş, geride ise on binlerce gazi kalmıştır.
İnanç, vatan sevgisi, dayanışma, birlik ve beraberlik duyguları, zamanın en güçlü ve donanımlı ordularına karşı koymada en önemli faktörler olmuştur.
Bugün de aynı ruh ve inanca milletçe ihtiyacımız var. Çanakkale�de şahlanan ruh, milletimizin mayasını oluşturan ruhtur. Yeni nesilleri bu duygularla yetiştirmeli, dedelerinin emanetini torunlarına aktarabilmeliyiz.
__________________
Logged

Bazen susmak gerekiyormuş,bazen bomboş bakmak gerekiyormuş hayatın yalanlarına;
anlamaya çalışmak saçmalık..anlamadan yaşamak gerekiyormuş,
zaman degilmiş gideni getiren;aslında zamanmış varolanı götüren,
Ama bazen unutmak gerekiyormuş unutulma pahasına…
i´ve loved but i´ve no lover...sevmisim ama sevenim yok...
adını sen koy
Bin kere cekip gitsen yüregimden, dönüp hep geri gelebilirsin...
©AS MODERATÖR
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 6.335


Sus ve git sevgili,Sevdanın hası suskun olanıdır,S


« Yanıtla #12 : 18 Mart 2008, 00:47:19 »

Millet Oluşumuz Çanakkale�deki Ruhta Gizli



Çanakkale Savaşları�nın ve elde edilen muhteşem zaferin tarihimizde çok özel bir yeri ve önemi vardır. Bu zafer, kahraman askerlerimizin, dünyaya parmak ısırtan bir îman ve kahramanlık destanıdır. Müslüman milletimizin, iman ve azminin, metanet ve gücünün açık bir göstergesidir. Hep söylendiği gibi düşmanlarımız Çanakkale�den �askeri� olarak geçememiştir. Ancak, onlar öğrendiler ki, içeriden yıkmak daha kolay. Bugün bizi biz yapan ve Çanakkale�de şahlanan değerler her geçen gün erozyona uğruyor. Özellikle tüm İslamî değerlerle birlikte, vatan sevgisi, namus ve ahlak gibi hassasiyetler öylesine zayıfladı ki, artık genç kitle içinde �bunlar can vermeye değmez� duygusu yerleştirilmeye çalışılıyor. Bazı ilahiyatçılarımız planlı yollarla �nasıl oruç tutulmaz�, �nasıl namaz kılınmaz�, �niçin örtü takılmaz�, �nasıl kurban kesilmez� fetvalarıyla geniş kitlelerin zihinlerini bulandırıyor. Aynı isimler, �hıdırellez, aşure günü� gibi toplumsal birlik günlerini hurafe deyip küçümserken, büyük reklamlarla lanse edilen ve her biri bir dini gün ya da bizdeki kandile denk gelen Aziz Valentin Günü (Sevgililer Günü), Noel/Christmas ve Hallowen Day (Cadılar Bayramı) kutlamayı normal görebiliyor. Bunun özellikle ana sınıflarından itibaren ne kadar etkili olduğu ise ayrı bir konu. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu�nun bu süreçle ilgili değerlendirmesi şöyleydi: �Bu bayramların ve bunlarla ilgili olarak yapılan adet ve törenlerin Müslümanlarca benimsenip uygulanması dinsel ve kültürel bir yozlaşma olarak görülmeli; böylesi bir tutumun, kendi değerlerimizden uzaklaşma ve başkalaşma sürecini hızlandırdığı gözden uzak tutulmamalıdır.� Mustafa Aydın

Harp Mecmuası, Bir Dönemin Tarihini Anlatıyor



�Harp Mecmuası�, Kaynak Kitaplığı tarafından Çanakkale Savaşları�nın 90. yılı münasebetiyle aslına uygun bir biçimde yayınlandı. Eseri yayına hazırlayan Ali Fuat Bilkan ve Ömer Çakır, eserde yer alan ve günümüz okuyucusu açısından fazla önem taşımayan bazı siyasî ve özellikle de harp tekniğine ait yazıları çalışmanın dışında bıraktıklarını söylüyorlar. 360 sayfalık eserde çoğu ilk kez yayınlanan beş yüzden fazla fotoğraf yer almaktadır.

Harp Mecmuası�nın ilk sayısı, dönemin Harbiye Nezareti tarafından 1915 yılının Kasım ayında yayınlandı. Dergi, Servet-i Fünun Dergisi�nin sahibi Ahmed İhsan�ın matbaasında basıldı. On beş günde yayınlanacağı duyurusuna rağmen, genellikle ayda bir, hatta bazen de birkaç ay arayla yayınlanan bu mecmua, 1918 yılının Haziran ayına kadar sürmüştür. Mecmuanın son sayısı 27. sayıdır. Ancak bu son sayıda derginin artık çıkmayacağı konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
Bu dergi, Harbiye Nezareti�nin bir �harp edebiyatı� oluşturma ve bu çerçevede yazılacak eserleri değerlendirme gayesiyle (dönemin aynı amaçla yayınlanan Türk Yurdu, Yeni Mecmua dergileri gibi) yayınlanmıştır. Bu kampanyanın amacı, şair ve yazarlar tarafından askerlerimizin cephelerde gösterdikleri yiğitlik, kahramanlık ve fedakârlığın edebî eserler vasıtasıyla ifade edilmesini sağlamaktır.

Nitekim Ziya Gökalp, bu mecmuada yayımlanan bir şiirinde şâirlere şöyle seslenir:

O, orada senin için kanını
Seve seve döker iken ey şâir
Sen ne için ona birkaç anını
Vakfederek yazmıyorsun bir şiir

Böylece askerlerimizin yurdun dört bir yanında gösterdiği olağanüstü fedakârlıklar, yiğitlik destanları ve başarılar gelecek nesillere belgeler ve fotograflarla nakledilecektir. Bu mecmuada yayımlanan yazı, şiir ve fotoğraflarla, bir yandan savaşın gidişatı ve cephelerin durumu hakkında halka bilgi verilirken, bir yandan da hissî bir atmosfer oluşturularak herkesin yurt savunmasına koşması ve fedakârca mücadele etmesi yönünde bir millî heyecan ve ruh oluşturulmuştur.

Dönemin önde gelen yazar ve şairlerinden Ziya Gökalp, Abdülhâk Hamîd, Ahmed Refik, Süleyman Nazif, Falih Rıfkı (Atay), Midhat Cemal (Kuntay), Mehmet Emin (Yurdakul), Cenap Şehabettin gibi edebiyatçıların cephelerde gezdirilerek böylesi bir millî coşkuyla yazdığı eserlerin de süslediği bu mecmua, o zor günlerin canlı tanıklarını içermektedir.

Asker mektupları, şehitlik anıları, annelerin fedakârlıkları ve yüzlerce kahramanlık destanının yer aldığı bu çalışmada her Türk, bir yakınının izini de bulabilecektir. Dergi sayılarındaki �Yaşayan Ölüler� ve �Mübarek Şehitler� listesinde, Osmanlı coğrafyasının hemen her köşesinden cepheye koşan yiğitlerin fotoğrafları, şehadet tarihleri ve şehitlik destanları da yer almaktadır.

Savaşın Dehşeti Anzak Günlüklerine de Yansıdı

1. Dünya Savaşı�nın en kanlı deniz ve kara çarpışmalarının yaşandığı Çanakkale�de, savaşan taraflardan yaklaşık 250 bine yakın insan hayatını kaybetti.

Savaş tarihine istatistiki bir bilgi olarak giren bu rakam, aynı zamanda Çanakkale Yarımadası�nda sona eren binlerce kişisel yaşam öyküsünü de sembolize ediyor. O dönemde Türklere karşı savaşanların tuttuğu günlükler, savaştan yıllarca sonra bile hem savaşın hem de insanlığın doğasına yönelik bildik renkleri yansıtmaya devam ediyor. İşte söz konusu günlüklerden birkaç satır:



William George Malone (Yeni Zelandalı subay); 25 Nisan 1915: �Sabah 06.10�da Gaba Tepesi�ne çıkartma yapacağız. 6 mil uzağımızdaki Queen Elizabeth�in 15 inch�lik topları ise 29. İngiliz birliğinin çıkartma yaptığı Seddülbahir tepelerindeki Türk birliklerini bombalıyor. Dürbünümden kıyıda cehennemi andıran bir savaş yaşandığını görüyorum. Majestic, Triumph Queen, Inflexible ve diğerleri aralıksız Türk mevzilerini dövüyor. Saat 16.30�da birliklerim karaya ayak bastı. Türkler bizi ağır bir topçu ateşi ile karşıladı. Her yerde şarapneller uçuyor.� (Malone, 18 Ağustos�ta Conkbayırı muharebelerinde öldü.)



George Bollinger (Yeni Zelandalı er); 25 Nisan Sabah 06.00: �Son sürat Gelibolu�nun güney kıyılarına yaklaştık. Ana savaş gemilerimizden birkaç mil uzaktayız. Kıyıda tam bir kıyamet kopuyor. Sanırım binlerce Türk ölüyor. Acaba tarih bu kadar büyük bir bombardımana şahit olmuş mudur? Bom, bom, bom... Hiç susmuyorlar! Bu 15 inch�lik toplara kim karşı koyabilir ki?� 27 Nisan sabah 10: �Düşman ateşi altında tepeye çıkmaya çalışıyoruz. Arkadaşlarım daha bir el bile ateş edemeden patır patır düşüyor. Neredeyse yüzer yüzer ölüyoruz!�

İngiliz Çavuş James Milne�in eşine yazdığı mektuptan: �Kıymetli karıcığım, daha önce sana hiç böylesi şartlarda yazmamıştım. Bunu postalamayacağım, cebimde olacak. Eğer vurulursam arkadaşlarım sana iletecekler. Birazdan tepeyi Türklerden almak için saldıracağız. Ölürsem yeryüzünde hatırladığım son görüntü olan yüzün hafızamda, ismin dudaklarımda ona gideceğim. Çocuklarımıza iyi bak ve babalarına nasıl öldüklerini anlat lütfen. Daha fazla yazamayacağım... Seni seviyorum. Tanrı seni korusun... Jim�

�Çanakkale�de tam bir istihbarat çuvallaması oldu�

Jay Winter (Cambridge Üniversitesi): Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar, İngilizler ve bunların Fransız destekçilerinin niyeti, Türkleri savaş dışı bırakmaktı. 1. Dünya Savaşı�nda bir istihbarat çuvallaması olduysa bu, Çanakkale�de olmuştur. Gelibolu�yu fethetmek, hayaldi. Komutanların, yapabilecekleri fazla bir şey olmadığını anlamalarına kadar geçen sürede, imkansızı başarmaya çalışan 200 bin adam heba oldu.

Trevor Wilson (Adelaide Üniversitesi): Çanakkale Operasyonu�nun daha başından başarı şansı yoktu. Coğrafik yapısı açısından dar kıyıları ve uçurumlarıyla Gelibolu, tüm ordular açısından bir �savunmacının hayali� olarak kabul edilebilirdi. Türkler bu avantajı iyi kullandı.
Logged

Bazen susmak gerekiyormuş,bazen bomboş bakmak gerekiyormuş hayatın yalanlarına;
anlamaya çalışmak saçmalık..anlamadan yaşamak gerekiyormuş,
zaman degilmiş gideni getiren;aslında zamanmış varolanı götüren,
Ama bazen unutmak gerekiyormuş unutulma pahasına…
i´ve loved but i´ve no lover...sevmisim ama sevenim yok...
eyeLpi
gül
©AS MODERATÖR
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.161


özLem mi hep payıma düşen!!!


« Yanıtla #13 : 18 Mart 2008, 02:12:44 »

BİR ÇANAKKALE ŞEHİDİNİN SON MEKTUBU

 

Valideciğim,

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!
Nasihat-amiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.
Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu... Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasile beni teşhir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.


İşte bu geçen dakikalar anında, hizmet eri:
-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.
-Pekala, dedim. Aldım baktım, sütlü çay...
-Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.
-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
-Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.
-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.
Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.
Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor?
Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi."
Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.
Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.
O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.
Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi be kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu.
Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.
Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum.
Ellerimi kaldırdım, gözlerimi yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim :
-Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.


"Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle, ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!"
Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.
Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı?
Kadir'e mektup yazdım.
Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat'iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.
Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim., bu dünya böyledir.
Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.

Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.

Oğlun
Hasan Etem
4 Nisan 1331
(17 Nisan 1915)

 
Logged

geL artık demekte yetersiz artık!!!
eyeLpi
gül
©AS MODERATÖR
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.161


özLem mi hep payıma düşen!!!


« Yanıtla #14 : 18 Mart 2008, 02:42:06 »

Büyütmek İçin Tıklayın


Büyütmek İçin Tıklayın

Büyütmek İçin Tıklayın


Büyütmek İçin Tıklayın

Büyütmek İçin Tıklayın

Büyütmek İçin Tıklayın


Büyütmek İçin Tıklayın

Büyütmek İçin Tıklayın

Büyütmek İçin Tıklayın

Büyütmek İçin Tıklayın

Büyütmek İçin Tıklayın
Logged

geL artık demekte yetersiz artık!!!
FİrUzE
©AS ADMİN
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2.902



« Yanıtla #15 : 18 Mart 2008, 10:51:13 »

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
 Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
 Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
 Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
 Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
 Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

M.Akif ERSOY



Zaferimizin 92.yılı kutlu ve şehitlerimizin ruhu şad olsun...
« Son Düzenleme: 18 Mart 2008, 10:56:55 Gönderen: FİrUzE » Logged

Aydınlık sabahı düşün ve durgun karanlık geceyi. Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı... Öteki dünya senin için (hayatının) bu ilk bölümünden mutlaka daha iyi olacak! Ve zamanı geldiğinde Rabbin sana (kalbinden geçeni) bağışlayacak ve seni hoşnut kılacak.(Duha-1/5)
adını sen koy
Bin kere cekip gitsen yüregimden, dönüp hep geri gelebilirsin...
©AS MODERATÖR
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 6.335


Sus ve git sevgili,Sevdanın hası suskun olanıdır,S


« Yanıtla #16 : 18 Mart 2008, 14:30:54 »

amin
Logged

Bazen susmak gerekiyormuş,bazen bomboş bakmak gerekiyormuş hayatın yalanlarına;
anlamaya çalışmak saçmalık..anlamadan yaşamak gerekiyormuş,
zaman degilmiş gideni getiren;aslında zamanmış varolanı götüren,
Ama bazen unutmak gerekiyormuş unutulma pahasına…
i´ve loved but i´ve no lover...sevmisim ama sevenim yok...
deRdâ
©AS SÜPERMOD
*
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 3.143


öLürse ten öLür, CanLar öLesi değiL...


« Yanıtla #17 : 18 Mart 2008, 16:22:29 »

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;

            Bir hilal uğruna, Yâ Rab

                    Ne Güneşler batıyor!


ALLAH onlardan binlerce kez Razı olsun...
Logged

“Nasib ya HU !”
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

İlginizi Çekebilecek Diğer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Çanakkale Şehitlerine Resimli Şiirler FİrUzE 2 340 Son Mesaj 17 Ocak 2008, 13:57:39
Gönderen: FİrUzE
Cahil kumandanin savasi Tarih Bölümü adını sen koy 0 117 Son Mesaj 25 Ocak 2008, 01:30:46
Gönderen: adını sen koy
Pc de Masa üstü savasi Komik Videolar ve Linkler adını sen koy 6 186 Son Mesaj 02 Nisan 2008, 19:04:42
Gönderen: duncanmrt12
©AS İstatistik
Üye Sayısı: 10.442
Mesaj: 33.654
Konu: 4.459


Son Üyemiz swordbeyto, ©AlemSanal’a Hoşgeldiniz.

©AS Son 10 Mesaj
Alin Yazisi - Cüneyt Arkin

Vurguncular-Yilmaz Güney

Zeyno - Yilmaz Güney

Pc'de Tv Izlemek Hiç Bu Kadar ''NET'' Olmamıştı [Sanal Anten] -TV Kartı Gerekmez

Kemal Sunal Filmleri (full piyasadaki tüm filmleri indir)

Adalet - Amitabh Bachchan

Soysuzlar-Cüneyt Arkin

Vahsi Gelin - Cüneyt Arkin

Anlat

Sobeledi hayat


Diğer gönderilen mesajlar
©AS SON DAKİKA
©AS MANŞET




©AS TARİHTE BUGÜN
©AS FORUM YÖNETİMİ
©AS ADMİN
MuraT
FİrUzE

©AS SÜPER MODERATÖR
deRdâ

©AS MODERATÖR
adını sen koy
basak_heygirl
eyeLpi
67polat

©AS Dost Siteler
XvidMania
Online Müzik
GmaiL
MakaleCenneti
ShareBus

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

| Arsiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss | Site Haritasi| Sitemap| Sitemap1
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.294 Saniyede 27 Sorgu ile Oluşturuldu